MEHMET AKİF ERSOY ve İSTİKLÂL MARŞI  

           İstiklâl Marşı’nın T.B.M.M.de kabul edilişinin 88.yıldönümüdür.Bu yıldönümlerde  ecdada saygı ve onun hatırasını canlı tutmak,her TÜRK’ün görevi olmalıdır.Geçmişi şereflerle ve kahramanlıklarla  dolu, aziz TÜRK Milletinin,Başta M.Kemal Atatürk olmak üzere,pek çok devlet adamı,ilim adamı,sanatkârı ve kahramanı olmuştur. Büyük insanlar yetiştiremeyen milletler,büyük devletler kuramazlar.

        Şair,fikir adamı,ahlâk sahibi idealist ve dahası mükemmel bir vatanperver olan  M.Akif milletimizin dertleriyle dertlenmiş,felaketlerine ağlamış,kahramanlıklarına destan, zaferlerine  marş yazmış,gönlümüzde ebedi bir taht kurmuştur.Akif’e göre edebiyat’ın vatanı vardır.Her milletin edebiyatı kendi halkının malıdır.Toplumun çirkin güzel bütün olayları,dertleri ve tasaları edebiyatın konusudur.Açıkcası Akif toplum hayatını açıklayan “Mahalli Edebiyat”yapmıştır.Hayale bağlanmamıştır.İlhamını Millî  Ruh ve heyecandan almıştır. Bir konuşmasında  “Halkın  anlayabileceğı dil ,ancak kendi dilidir.” görüşünü savunmuştur.

                MAHALLE KAHVESİ şiirini,kahvenin sahibine okudukları zaman,kahvecinin şair hakkında ;”ömrü kahvehanelerde geçmiş biri “ demesi, Akif’in samimiyet ve gerçekciliğini  göstermektedir.

Her milletin bir “millî marşı”nın olması kural haline gelmiştir.Milletçe saygı duyulan,ayakta dinlenen marşların bir kısmı liderlere övgü mahiyetindedir.Bir kısmı kahramanlık şarkıları söyler. Örneğin İngilizler “god bless the quinni” (Tanrı Kraliçeyi korusun), Fransızların  Merseillaise’i “allons les enfants de patrie,Le jour de gloire est arrive “Haydi Vatan evlatları zafer günü geldi “demektedir. Bir zamanların Almanyası”Deutschland Deutschland  über alles” Almanya,Almanya sen her şeyin üstündesin. . diyordu.Bu marşın da sadece bestesi kaldı.Güftesini bilen bile yok.

Bizim Milli marşımız İstiklâl mücadelemizi,o tarihlere sığmayan destanı terennüm ettiği içindir ki bu isimle adlandırılmıştır.Mehmet Akif’in kaleminden ama ,kıtalara iklimlere sığmayan bu yüce TÜRK Milletinin ortak düşüncesinden  fışkırmıştır.Bu marş hepimizin  ,kendisini Türk hisseden herkesin malıdır.Bu nedenle şair bu güzel eseri Safahat’ına almamış,Kahraman Türk ordusuna hediye etmiş,verilen para ödülünü kabul etmemiştir.

Mehmet Akif’in mücadelesini edebiyatımıza ait görüşleri doğrultusunda anlamaya çalışalım :

Osmanlı Devletin de 1908 yılından sonraki olaylar onun eserlerinde görülmektedir. Balkan,Dünya ve İstiklâl savaşı mücadelemiz şiirlerinde anlatılmaktadır.Bu olayları ruhumuzda hisseder,geçmişi yeniden yaşama imkânını buluruz. 400 yıl adaletle yönetti-ğimiz Balkan Devletleri kendi aralarında anlaşarak 1912 yılında Osmanlı’ya başkaldırırlar.

Akif  “ISSIZ YURT “ adlı şiirinde ,Vatanın parçalandığını,her yerinin mezar olduğunu, mezarları kimsenin ziyaret etmediğini şu dizelerinde anlatır :

                          “ Geçenler varsa İslâm’ın şu çiğnenmiş diyârından
                    
Şu yüzbinlerce yurdun kanlı,zâirsiz mezarından”.

Bu acı tablo şair’i geçmişlere götürür,geçmiş şairin gözünde bütün özellikleriyle canlanır..

    Bu ıssız âşinâlar,bir zaman gayet muazzezdi.
     
Bu damlar böyle baykuş seslerinden  çın çın ötmezdi “

Olay o kadar kötüleşir ki, çaresiz kalan şair bu eksikliği de şöyle dile getirmiştir:
“ Vefâsız yurd,Öz evlâdım için olsun vefa yok mu ?
 
Neden kalbin kabarmış ? Bir ocaktan bir ziya yok mu ?
 
İlahî ! Kimsesizlikten  bunaldım, âşınâ yok mu ?
 
Vatansız Hâhumânsız bir garibim, mültecâ yok mu ?
 
Bütün yokluk mu her yer? Bari bir “yok” der sedâ yok mu ?

     Yazar bu acıklı ve perişan durumda iken,imparatorluk gittikçe çöküyor; şairimiz
bu çöküntüyü gördükçe kendisini tutamıyor.

                                        “ Gitme ey yolcu,beraber oturup ağlaşalım.
                              
Elemin bir yüreğin kârı değil,paylaşalım ! “

Bu feryatlar gök boşluğunu kaplarken,gözü o vatan topraklarındaki o korkunç manzarala ra takılır ve kendini suçlu hisseder ve ..
     
“ Ah ! Karşımda vatan nâmına bir kabristan,

     
Yatıyor şimdi…Nasıl yerlere geçmez  insan ? “

Diyerek büyük felaketi dile getirip olayın sebebini şöyle  anlatır :   

     “ Donanma,ordu yürürken muzafferen  ileri,
    
Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri ! “

Beytindeki gibi batılılar merhametsizdiler..Bu sebepten Akif ;

      Tükürün , milleti alçakca vuran darbelere !
   
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere !
   
Tükürün Ehl-i Salib’in o hâyasız yüzüne !
    
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne !
   
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün;
   
Tükürün maskeli vicdanına asrın,tükürün !  
 ifadesiyle düşmanlarımızı tanıtmış, bizi bölmek isteyen kim olursa olsun,karşılarında  yüce Türk milletini bulacaklarını, anlatmaya çalışır.

        Balkan savaşından sonra Birinci Dünya savaşının daha büyük ve hüzünlü olaylarına şa hit olur.Yurt içi ve yurt dışı geziler yaparak halkın yekvücut olmasını ve emperyalist güç lere karşı mücadele etmeleri için çabalar.Birinci Dünya savaşında İngiliz ve Fransızlar ta rafından çanakkaleye gönderilen  Seylan’lı,Cava’lı,Hint’li Müslümanların yanlış yolda olduk larını,kardeşlerini öldürdüklerini haykırır. Almanya’ya ve Medine’ye giderek halkı uyarmak için  elinden gelen çabayı gösterir..İstiklâl savaşı sonuna kadar Akif’i ya şiirleri ile ,yada bizzat katılımı ile bu mücadelenin içinde görmekteyiz.

    18 Mart 1915 te İngiliz ve Fransızlara karşı kazanılan Çanakkale  Savaşının destanını Akif yazmıştır.O olmasaydı bu destan yazılamazdı. Çanakkale Şehitleri Akif ile birlikte ebediyen anılacaktır.

      Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
     
Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.”

 
mısralarıyla  yüceltilen Mehmetcik kazandığı zaferin en güzel mükâfatını almıştır..

  Anadolu’da bir çile var,ateş var,ölüm var.Hepsinden  daha acı her geçen gün toprakları mız  elden gidiyor.Çanakkale de çelikleşen ruh,her ne kadar aynı asaletle yaşıyorsa da birleşen düşmanlar yurdumuzu  işgal ve paylaşmaya başlıyorlardı. İlerleyen yunan ordu ları,Bursa’ya vardığında Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin mezarına giderek alaycı bir hareketle “kalk hey koca sarıklı,kalk da torunlarının halini gör” diyerek tepinmeleri her vatansever gibi akif’i de üzmüş, “BÜLBÜL”şiirini  bu ruh hali içinde yazmıştır.    

     “ Eşin var,âşıyan’ın var,baharın var , ki beklerdin ;
    
Kıyametler koparmak neydi,ey bülbül, nedir derdin ?
    
O zümrüt tahta kondun,bir semâvi saltanat kurdun.
    
Cihan’ın yurdu çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.” 
 
 
Millî şair ,en kötü günlerde milletine rehberlik eder,milleti ümitsizlikten  kurtarmaya çabalar.

       “ Doğduğumdan beridir  âşıkım istiklâle
      
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle,
      
Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum ?
      
Kesilir belki fakat çekmeğe gelmez boynum.
      
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim
      
Onu dindirmek için çifte yerim,kamçı yerim
      
Adam,aldırma da geç git diyemem,aldırırım.
      
Çiğnerim,çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.”

I.Dünya savaşında yenik sayılmamız Akif’i üzdü. İzmir’in 15 Mayıs 1919 da Yunanlılar tara fından işgali ıstırabını artırır.Ayvalık’ı almaya gelen yunanlıların büyük direnişle karşılaş maları Akif’i ve halkı cesaretlendirmiştir.16 Mart 1920 de Istanbul işgal edilince,bu olaya seyirci kalınmasına tahammül etmeyerek Millî mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçti. Ankara bu vatan evladını bağrına basar İlk Millet Meclisinde BURDUR M,ışık, ruhlara ümit,heyecan ve kuvvet aşılamıştır.

      Konya isyanının yatıştırılmasında  büyük gayreti oldu,oradan Kastamonu’ya  geçip  Nas rullah camisinde meşhur hitabesini okumuştur.O tarihlerde Kâzım Karabekir Paşa KARS’ı  Ruslardan ve işbirlikçisi Ermenilerden almış ,bu mutlu haber tüm anadoluda büyük heye can yaratmıştır. Nasrullah  camisinde ,Milli mücadelenin aleyhinde olanların sözlerine inanmamalarını,onların yüce Türk milletini köle haline getirmek istedikleri konusunda halkı kandırdıklarından bahsederek Türk  halkını birliğe davet etmiş ve

      Girmeden tefrika bir millete ,düşman giremez ;
   
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

görüşünü  şiirle Türk milletinin gönül lerine yerleştirmiştir.

    Kurtuluş savaşını yürüten T.B.M.M.i ,mücadelenin ruhuna uygun bir İstiklâl Marşı yazılıp Millî marş olarak kabulünü kararlaştırır.Milli Eğitim Bakanlığınca yarışma yapılır,birinciye 500 tl.ödül verileceğini duyan Akif, “İstiklâl Marşı Para ile yazılmaz “diyip yarışmaya katılmaz.Gelen  şiirler beğenilmez, Milli Eğitim Bakanı Akif’e bir mektup yazarak marşı yazması konusunda ricada bulunmuş, Ankara’da Taceddin dergâhında bu marşı yazarak , Kahraman Ordumuz’a hediye etmiştir.İlk defa 17 Şubat 1921 de yayım landığında  her tarafta büyük heyecanlar yaratmıştı.

      T.B.M.M.tarafından kabul edilip,Millî Marş olan İstiklâl Marşımız,bayrağımız gibi kutsal varlığımız olmuştur.Türklük varolduğu müddetçe milli marşımız ve yazarı da ebedi yen yaşayacaktır.Hiç kimse buna engel olamayacaktır.Çünkü;

     İstiklâl Marşı herkesin  ümitsizliğe  düştüğü ,vatanın yer yer işgal edildiği bir dönem de yazılmıştır.

   -  Her satırı bizim mücadele azmimizi,bağımsız yaşama inancımızı,
Allah,vatan,millet sevgimizi büyük ve asil tarihimizi anlatmaktadır.

-    Bu marşın ruhu ruhumuz,heyecanı heyecanımız,inancı inancımızdır.Dili bizimdir..  

Akif ölümünden üç gün önce:- “Doğacaktır sana va’dettiği günler hakkın ! “ demiştim. Bu mısra inançla , imanla yazılır,imanım olmasaydı yazabilirmiydim? Zaten ben, başka düşünüp başka türlü yazanlardan değilim. Demiştir.

     Ünlü Edebiyatçımız Nihat Sami Banarlı : “Türk İstiklâl Marşı gerek söz ,gerek şiir kalitesi bakımından,yeryüzündeki millî marşların hiç birisiyle ölçülemeyecek kadar üstün ve zengin manalı bir şiirdir.

      Bu marşın:
  
Kim bu cennet  vatanın uğruna olmaz ki fedâ ?

 
Şühedâ fışkıracak,toprağı sıksan şühedâ “.

gibi mısraları,şiir ve mısra haline getiril miş,dokuz asırlık bir Türk Tarihi ve bütün bir Türkiye toprağıdır.Bu kadar büyük bir  tarihi ve kutsal bir vatanı ,bu derece kuvvetli iki mısra içine sığdıran bir şair milleti ta-rafından ne kadar sevilse ve onurlandırılsa  bu özelliklere layıktır.

      İstiklâl Savaşı Türk’ü esir etmek isteyen saldırganlara karşı açılmıştır.Türk Milleti tarihi  boyunca efendi olarak yaşamış bir millettir.Her devirde hür yaşayan milletimizin  bu asil yaşama duygusunu Akif:

    “ Ben ezelden beridir hür yaşadım,hür yaşarım !
    
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış ? şaşarım !
    
Kükremiş sel gibiyim , bendimi çiğner aşarım .
    
Yırtarım dağları,enginlere sığmam taşarım !”

Mısraları ile “Ergenekon Türkleri”ni hatırlatır.Tarihte dağ delmiş bir millet olmanın hatırasını ve gururunu tazeler, yine marşın :

       “ Garb’ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar ;
        
Benim,iman dolu göğsüm gibi ,serhaddim var
        
Ulusun , korkma ! Nasıl böyle bir imanı boğar
       
“Medeniyet “ dediğin tek dişi kalmış canavar ? “

 
dizeleriyle vatanımıza saldı ran , medeniyet yerine ölüm ,işkence ve zulüm getiren  maddeye sahip batılı emperyalist devletlerin,çelik duvarlarının,iman karşısında eriyeceğini,canavar gibi ulumaktan başka bir şey  yapamayacaklarını söyleyen şair’in inancı 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık meydan  muharebesi ile gerçekleşmiştir.

   Her milletin üzerinde yaşadığı toprak onun için hayati bir önem taşır.Fakat vatan sa dece topraktan ibaret değildir.Vatan,tarih,din,dil ve milletin kaynaştığı kutsal bir yerdir Akif’in İstiklâl Marşındaki şu dörtlüğünü  bu bakımdan değerlendirdiğimiz zaman bu gerçek ile karşılaşırız.

    Bastığın yerleri  “toprak” diyerek geçme tanı !
  
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
  
Sen şehid oğlusun, incitme yazıktır atanı
 
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Akif için vatan,uğrunda mücadele edilen ve bu mücadelede ölünecek  kıymetli ve aziz bir varlıktır. Onun için :

      Arkadaş, yurduma alçakları  uğratma  sakın ;
    
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
 
  
mısraları ile savunma şeklini belirler. İşgal altında yaşamak ölümden daha acıdır.Öyle ise bu saldırıya,top da olsa,tank da olsa vücut siper edilecektir.Çünkü inandığımız hak bize vaat ettiği kurtuluşu verecektir.Elbet  bir gün güneş doğacaktır. Bu gurura erişmek için binlerce canın  feda edilmesi normaldir.
 

Akif İstiklal Marşını yazdığında Burdur Milletvekiliydi.Paltosu olmadığı için soğuk günler de arkadaşlarının paltosunu giyerek meclise geliyordu.Durum böyle olmasına rağmen ödül olarak verilen 500 tl.yi bir hayır kurumuna bağışlıyordu.  

 İşte bu milletin İstiklâl Marşı’nı ancak böyle asalet sahibi bir kimse yazabilirdi.
Bazı arkadaşları hastalandığında kendisini ziyarete gittiğinde misafirlerden  biri :
“ Acaba İstiklâl  Marşı yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?sorduğunda hasta  yatağında bitkin halde yatan şair başını birden bire kaldırarak şu kesin cevabı verir.
“ Allah bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın” der..
Evet Allah bir daha istiklâlimizi tehlikeye düşürmesin ve bizi yeniden yeni bir İstiklâl Marşı yazmaya mecbur etmesin.      Vatan  ve millet şairimizi bu sebeple de rahmetle anmayı unutmayalım ve şu beyitini hafızalarımızdan silmemeye çaba sarfedelim.

    Sahipsiz olan memleketin batması haktır,
 
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.                    
 
Selçuk BALTACI

Konya – Bahçeşehir Koleji

12.03.2009