ANALARIMIZIN EŞİKBAŞI DEDİKODULARI   
     
      Sarıkamış'ın her mahallesinin kendine özgü yazılmamış örfi kuralları vardı. 
Mahallede yaşayan herkes bu kurallara uymak zorundaydı. Kadınlar için en büyük
 eğlence evin kapısının önüne serilen bir çulun veya kilimin üzerinde oturarak 
dedikodu yapmaktı.
Analarımız; eşik başı dedikodularının ve sohbetlerinin tadına hiç doyamazlardı.
 Bazen eve gelirdik analarımız "çeperin" dibine oturmuşlar ve resmen uçuşa geçmişler.
 Ana.. anaaa ,anaaaa;; diye seslenirdik, sohbetlerinin koyuluğundan , bizim seslendiğimizi 
bile duymazlardı. "vışşşş anam anbu Saniya, saçi pörçegi açığ çarşiya getti. 
Heç gocasidami bişe demir"
gibi laflar duyardık.

Analarımız bahse konu olan insanları hep lakaplarıyla konuşurlardı.  "gıjikli Makbule" ,
 "fırtığli Gonca" gibi. Hatta bu derin dedikodu sohbetlerinden dolayı çok dibi yanmış 
yemek yemişizdir. Sofraya , dibi yanık yemek geldiğinde ,Rahmetli babam " ola gari gene 
çenet başındamıydız " diye sorardı.

O yıllarda kadınların ihtiyaçtan fazla tüketmesi, bir kusur olarak görülürdü. Hatta kadınlar
 arasında bir dedikodu malzemesi bile olurdu. İsrafçı kadınlar için,
 " gız anam get get herifi batırmış, görmirsin herifin guzzigi çığmış" derlerdi.

Tutumlu olmak analarımız, bacılarımız ve gelinlerimiz için bir övünç kaynağı idi. 
" ele bir gariki bir kilo etnen bir ayi çığarir"
gibi laflar ile tasarruflu kadınlar her
 zaman övülerek anlatılırdı. İsrafçı kadınlarda dedikoduların vazgeçilmeziydiler.
Mahallenin kadınları, kendi aralarında konuşurlarken 
"başi bata bir kilo eti bir seferde guşğanaya doldirir" 
diyerek kendilerinin ne kadar tutumlu olduklarını ispata çalışırlardı.

Şimdi çok alışveriş yapmak ,çılgınca tüketmek, evlerimizin bereketini aldı götürdü.
 Oysa o zamanlar yiyecekler gizli getirilirdi. Analarımız;
 " Herif açığ getırme bize diyacağlarki ,batğıncılar "  
Tabi fakir-fukara düşünülerek de gizli getirildiği olurdu.

Mahallemizin, analarımızın tabiriye "vıyy anam bitini yiyir" dedikleri kadınları olurdu. 
Rahmetli Şaziye teyze için "çoğ nıggızdi", "çoğ gırgıtti " tabirlerini çok duydum. 
Aşırı cimrilikte istenilen bir durum değildi. Bazen mahalleler arası dedikodu turları bile
 düzenlenirdi.   Elmas teyze, rahmetli Neriman teyze,rahmetli PERİ teyze
rahmetli TEVRO teyze, rahmetli Makbule teyze, Saniya teyze, mahallemizin 
yürüyen zücaciyecisi İZZET teyze
, Solmaz teyze, Gülsüm teyze ve adını 
sayamadığım birçok teyzemiz hep beraber oturur, uzun uzun sohbetler ederlerdi.

Kendisi, bir Sarıkamış beyefendisi olan ,olgun ,mütevazi ve alçakgönüllü bir kişiliği ile
 örnek bir insan olan Rahmetli Hüseyin KÜLLAH amcamızın çok sevgili eşi olan
 İZZET teyzede o yıllarda Kıbrıs işi süs eşyaları satardı. kredi kartı, Bonus felan yoktu 
ama İZZET teyzenin Maşallahı vardı, bir gece lambasını satmak için on taksit yapardı.
 Hatta üç parça eşya alana da, bir parçada bonus hediyesi verirdi. Çenet(eşik) sohbetlerine 
geçilmeden önce, İzzet teyze analarımızı kendi pazarlama kabiliyeti ile bir güzel avlardı. 
Hatta Saniya teyze "gız İzzet sen bizi kazığlıyirmisin ne?" derdi .

Adnan, annesinin yanında duruken çok azardı, bağırırdı, İzzet teyzeyi kızdırırdı. O da dönerdi
 Adnan a "ola sari urus" rahat dur derdi. Adnan'ın lakabı o yıllardan bugüne kadar hep
 "sari urus" olarak kaldı.
İZZET teyze, gerekli satışları yaptıktan sonra Sarıkamış ın genel dedikodularına geçilirdi. 
Sonra mahallenin özel dedikodularına başlanırdı. Benim gibi 7-8 yaşında olan çocuklar 
analarımızın yanında otururduk. Çok büyük olmamak kaydıyla çocuklar analarının yanında
 olurlardı. Bazı yaşlı nenelerimiz bu yapılan dedikodunun temposuna ayak uyduramazlardı.
 Oturdukları yerde "mürgülemeye" başlarlardı.
Önlerinden bir erkek geçince kadınlar hep beraber bir saygı gösterisi sunarlardı. Eğer
 geçenlerden biri rahmetli ELO amca (Elbeyi ZENGİN), rahmetli ZAKİR amca, ŞAKİR amca,
 GOLLİK HAMZA dede, MİHRALİ amca, ESAT amca, CEMAL amca, CABBAR amca,
 NÜRETTİN hocam gibi mahallemizin saygın simaları ise daha fazla saygı gösterilirdi. 
Kadınların oturduğu bölgeye yaklaşan babalarımız duyulacak bir mesafeden "öhö , öhö " 
diye öksürerek ,kadınların toparlanması için onlara, biraz süre kazandırırlardı.
Çaylar içilir, keteler , bişiler, mafişler yenilirdi. Bu derin sohbetler, analarımızın ellerindeki
 etaminlere birer desen olarak nakşedilirdi. Peri teyze  "Menim gedelerin vağti geldi " 
dedimi ,yavaş yavaş o günkü sohbetin bitmek üzere olduğu anlaşılırdı.

Sevgi ve Saygılarımla

Oktay YAVLAL