BİR HATIRA

        Üniversitede öğrenci olduğum yıllarda, sömestri tatilini mutlaka Sarıkamış ta geçirirdim.
        Tatilin gelmesini büyük bir özlemle beklerdim.
Çocukluk arkadaşlarımla ancak tatillerde
görüşebiliyordum. İki aylık tatil süresi çok canlı ve cıvıl-cıvıl geçerdi. Zaman su gibi akar giderdi. Her tatil döneminde sayısız hatıralarımız olurdu.
        Yine bir sömestri tatilindeyiz. Gündüz saatlerinde bütün arkadaşlarla beraber cadde-sokak,  akşama kadar gezerdik.  Akşam olunca da genelde belediye sarayındaki Bezo ağabeynin, (Behsat Polat) işlettiği bilardo salonuna giderdik. Orada genelde bilardo, maçakızı, fanti, king v.s. türü oyunlar oynardık.
        Eşli bilardo oynadığımız zamanlarda, benim eşim ya Halim GÜLBABA, yada Kartol güzeli Necati AYDIN (NA..CA..Tİ..) olurdu. Noter Ali bey, uzun Yaşar, kor İbo, Bezo, Şener ATAGÜN, Bahattin ATAGÜN amcamız, Oktay DEMİRCİ,
berber Kenan abi
, tilki Zafer gibi usta bilardocular arasından iki kişi de isimde bizim rakiplerimiz olurdu.
        Eğer rakiplerimizden biri kor İbo (tilki) ise bilardo saat parasını ödeyeceğimiz kesin Gibiydi.
Çok yavaş ve nazik bir şekilde topa vurması, topun sayı olmak için zar-zor diğer topa yetişerek değmesi de bize sinir harbi yaşatırdı. Bazen lensleri düşerdi sevinirdik. Ama ne çare, bulur temizler, kaldığı yerden tekrar devam ederdi. Artık son sayılara doğru yaklaşırken,  fark açılmış bir durumda olduğu halde İbo, artistik pozlarına başlardı. Istarkasını yavaş yavaş tebeşirler, sağına soluna tebeşir sürer,  yetmezmiş gibi birde
ıstakanın ucuna birkaç defa üflemesi, bizi resmen tahrik ederdi. Kazanacakları kesin ve son sayılar olmasına rağmen birde garsondan “kakao” istemez mi ? Hem kakaonun parası, hemde aheste aheste içmesinden geçen zamanın saat parasına
ekleniyor olması, Halim GÜLBABA nın patlamasını sağlardı."Oğlum oyun bitmek üzere “zukkum içesin bu ne kakaosu" der karşı çıkardı. Sonrada "hır"
hakkımızı kullanırdık. İboya,  fazla sayı çektin" iftira atardık. Ama o bizi muhatap bile almazdı.
Elinde kakaosunu “üüüffff”  diyerek sesli bir şekilde, bizi çatlatırcasına içer; artistik vuruşlarla zaman geçirmeye çalışırdı. Bizim için her geçen dakikanın bir maliyeti vardı.
        Eğer Cabbar emi fantiden kalkıp oralarda dolanıyorsa stresimizi biraz alırdı. Hesabı ödeyeceğimiz kesinlik kazanmaya başlayınca , cebimizdeki para saat parasına ve içilen kakaolara yetermi diye aklımızdan hesap yapmaya başlardık. Halim'in "kesik" olduğu yüzündeki sivilcelerin kızarmasından belliydi. Bendede var olan paranın yetmeyeceği besbelliydi. Salonda sağa-sola bakmaya başlardık. Tanıdık arkadaşlardan para isteyebileceğimiz kim var çevreye göz gezdirirdik. Savaş, Metin, Ferit, Necati gibi değerli arkadaşlardan mutlaka birilerini bulurduk. Hesabı öderken, eksik kalan kısmını bu arkadaşlara ödetirdik.  Dışarı çıktıktan 15 dakika sonra ödeyeceğimizi söylerdik.  Ama nerede o sıcak günler. Bu paranın ödenmeyeceğini veren arkadaşlarda bilirlerdi.
        Gecenin ilerleyen saatlerine kadar tekrar Sarıkamış sokaklarını arşınlamaya devam
 ederdik. Ne uzun, bitmez, tükenmez sohbetlerimiz olurdu. Konular hiç bitmezdi
.
        Ne hayallerimiz, ne sevgilerimiz, ne aşklarımız, kendi benliğimizde yaşadığımız ve
 arkadaşlarımızla paylaştığımız ne ütopyalarımız vardı.

        Sevgi ve Saygılarımla
        Oktay YAVLAL