ÇIRAĞANDA DÜĞÜN
               (Okumadan geçenin kaynanası ölsün)

        1975-85 li yıllarda, Sarıkamış belediye düğün salonunda düğün yapmakla, bugünkü şartlarda, Çırağan Sarayında düğün yapmak arasında pek fark yok
gibiydi. Her gence orada düğün yapmak nasip olmazdı.

        Düğün olduğu gün salon;  tepeden tırnağa süslenirdi. Büyük karpuz ve fener süsler, balonlar, gramofon kağıtları ve parlak pullu fosforlu kağıtlarla salon harika bir havaya sokulurdu.

        Her defasında balonlar ve süsler çocuklar ulaşamasın diye tavana doğru monte edilirdi. Ama düğün başladığında
çocuklar bir şekilde onlara ulaşmanın,  mutlaka bir yolunu bulurlardı.

Masalara; tabaklarda çerez ve kurabiyeler koyulur, içecekler; şişeler ile dizilirdi.

        Salon tamamen dolduktan sonra, Gelin ile damat kapıdan içeri girerlerdi. Sahnenin arkasında bir süre bekletilirlerdi.

        Düğünlerimizin değişmez sunucusu Recep TÜMKAN abimizin anonsu ile gelin ve damat, Salonun içine doğru yürümeye başlarlardı.
        Kapıdan itibaren her iki tarafta kadınlar ve genç kızlar,  ellerindeki sahanların içinde ipli beyaz bakkal mumlarını yakarak, lambalar söndürülür, gelin ve
damat yanan mumların altından
(aç kapıyı bezirgan başı türküsü eşliğinde) geçerek sahnenin arkasından salona
girerlerdi.  Gelin ile damat düğünün ilk açılış dansını yaparlardı.

        Artık düğün bütün ihtişamı ile başlamıştır.

        Zurna ve Klarnette Kor SEYDALİ amcamız, Akardiyon da Tamer ATAGÜN ve Cemal ATAGÜN hocamız, bataride
NESİMİ abimiz, para bozma ve pistten çocukları büyük bir hışımla kovarak yere düşen paraları toplama işine de Deli ATO kardeşimiz bakardı.

        Zuladan çalgıcılara içecek temin etme işide Ölmüş MURAT a havale edilirdi.
        Misafirlerin isimleri anons edilerek “tek oyun
oynamaları için piste davet edilirlerdi.
İsmi anons edilen misafir için bu çok önemliydi. Hem isimlerin anons edilmesinden çok büyük bir haz alınırdı,  hem de kalkmayarak, biraz naz yapılır, ilgi ve alkış beklenirdi.
Nazla ,cilveyle neyse ki piste çıkılırdı. Anons edilenin oynarken karşısında ya hanımı yada kızı olurdu. Piste çıkmakla bitmiyordu ,oynayanlar ellerine misafirler
tarafından “
KAĞIT PARA verilmesini büyük bir özlemle beklerlerdi. Verilen paralar çalgıcılara gitmiş olsa bile, oynayanlar için ellerine para verilmesi büyük bir ŞEREF olarak görülürdü.

        Eğer oynayanlara rağbet fazlaysa, ellerine çok para veriliyorsa  KOR SEYDALİ” amcamız müziği olabildiğince uzatmaya çalışırdı. Yani hasılatı yüksek olan misafirlere bayağı bir torpil geçilirdi. Oyun bittikten sonra oynayanlar, paraları avuçlarının arasına alır, sahneye doğru getirir, çalgıcılara teslim ederlerdi. Yere düşen paralar için ATO, devreye girerdi. Fırlardı piste, çoluk-çocuk demeden her birini bir tarafa fırlatarak asla kimseye beş kuruş kaptırmazdı.

        Düğünün tam ortasında SEYDALİ amcanın mutlaka “ZURNASI  bozulurdu.Düğün sahibi gelip dolgun bir bahşiş verinceye kadar zurna çalmazdı.
        Düğünlerde bazı davetliler vardı ki ,onların oyun tarzları her düğünde aynıydı. Naci ÖĞÜN
 abimiz ,
Rızvan ÖZBEY hocamız, Kadir ÇİÇEKSİZ
ağabeymizde eşleriyle beraber genelde Dağıstan boylarına ait
Çerkez oyunlarını çok güzel sunarlardı. Recep TÜMKAN ve kızkardeşi GÜLAÇ hanım, Azeri havalarını çok iyi oynarlardı. Vakıflar bankasında çalışan Mehmet
ÖZTÜRKCAN
ve eşi “Bu Gala Taşlı Gala”; ile başlar, “Olmaz Olmaz ile tempo kazanır ve “Şeyh ŞAMİL” ile hızlanırlard
ı. Artık salonda alkış tufanı kopmaktaydı. Eğer
Gürsoy SOLMAZ  hocam da düğünde ise ŞAMİLİN
şiirini,  oynanan oyunla beraber okurdu. Hızlanan müzikle beraber
Recep TÜMKAN, NESİMİ abi, tilki BURHAN, ÖLMÜŞ MURAT, ATO, VOLKAN,  Yalçın GENÇ kendilerini piste atarlardı ve mest oluncaya kadar oynarlardı. İzleyenleri de mest ederlerdi. Oyunları ile misafirlere büyük bir keyif verirlerdi.
        Nikaha geçilirdi. Nikah şahitlerinden biri genelde Allah Rahmet eylesin o dönemlerde uzun yıllar belediye başkanlığı da yapan saygın, seçkin ve örnek bir Sarıkamış beyefendisi olan insan “Cavit ARBAK” amcamızdır
. Rahmetli CAVİT amca, nikah şahitliği için mikrofonu eline alırdı düğünle doğrudan alakası olmamasına
rağmen büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK den başlayarak İsmet İNÖNÜ , Kazım KARABEKİR, Rauf ORBAY, Fevzi ÇAKMAK gibi Cumhuriyeti kuran bütün paşaları Rahmetle anar ve sonra nikah şahitlik imzasını atardı. Ruhu şad olsun vatan ve millet sevgisi takdire
şayandı. Mekanı cennet olsun.

        Nikah işlemi bittikten sonra takı törenine
geçilirdi. Muhteşem bir takı takma yarışı olurdu. Tören sırasında takılan hediyeler mutlaka anons edilirdi. Dolayısı ile takıdan kimsenin sessiz-sedasız kaçma ve küçük hediye takma şansı yoktu. O dönemlerde evlenen her çiftin evinde Rahmetli “Cavit ARBAK amcamızın düğün hediyesi olarak getirdiği mutlaka bir “gümüş şekerlik” veya “gümüş tepsi” vardır.
        Takı töreninden sonra “tek oyun” dediğimiz oyunlara geçilirdi. Genelde yerel Azeri parçalar
 eşliğinde oyunlar oynanırdı. BU GALA DAŞLI GALA, NAZEY NAZEY , OLMAZ OLMAZ ,
KIZ DESMALIN GETİR , AY MENİM ARZU GIZIM, HOŞ GELİŞLER OLA, KÜRDÜN KIZI, DELİ KIZ SİNİN GELİYOR
,ATA BARI gibi parçalar çalınarak, oyunlar oynanırdı.
        Rahmetli CİNNİ MECİT amcamız, meşhur “Kürdün Kızı oyununu hemen hemen her katıldığı düğünde oynardı.  Çok da beğenilirdi.
        Tek oyunlardan sonra genelde bizim BAR dediğimiz halay havaları çalınırdı. Ritim çok ağır başlardı. Bar başını NESİMİ abi kimseye kaptırmazdı. Bar üçayak dediğimiz tarzda genellikle ARAS ARAS, BU TEPE KUMLU TEPE, LURGE LURGE, JANDARMA, KAĞIZMANA ISMARLADIM, DIGİMELLİ gibi türküler ile başlardı. Müzik ritmi hızlanarak
 artık öyle bir hal alırdı ki, akardiyon, klarnet ve oynayanlar arasında sanki bir ritim ve hız yarışı başlardı. Artık SEYDALİ amcamız ritime yetişmek için zorlanmaktadır.
Vücudunun bütün uzuvları, bu dakikalarda genelde hareket halindedir. Zurnanın ucunda o anlarda müthiş bir SÜMÜK sarfiyatı vardır. Bar başını çeken NESİMİ abi yorulmuştur. Kafası titremeye başladımı bu bir yorgunluk ifadesiydi. Ama bu yorgunluğa rağmen halay başını bırakmamakta
inat ederdi. Neyse ki SEYDALİ amcanın nefesinin bitmesi onunda işine yarardı. Çalgıcılar ve oynayanlar
terlemiştir,seyredenlerde alkışlamaktan bitkin düşmüşlerdir. Böylesi anlarda zorunluluktan dolayı mutlaka bir dans havası çalınırdı. Yeni kuşak Sarıkamışlı
kardeşlerimize
30-35 yıl önceki Sarıkamış düğünlerinde büyüklerimizin dansa kalktığını anlattığımızda, inanmıyorlar. Ama o dönemi yaşayan herkes böyle olduğunu çok iyi bilirler.
        Birde düğünlerimizin davetsiz misafirleri olurdu. Düğün salonunun kapısında bekleyen zabıta memuru JİLET KAZIM veya zabıta ABDULLAH abiyi geçebilen davetsiz genç misafirler, çok zorda olsa düğüne girerlerdi. Kapı girişinin biraz ilerisinde merdivenlerin üst tarafında ayakta beklerlerdi. Bunların düğünle, müzikle pek ilgileri yoktu. Bunlar platonik aşk yaşayan ve çaktırmadan seven gençlerdir. Onlar genelde her düğünde uzaktan kestikleri birine, mutlaka aşık olurlardı. Eğer kızda kazara
merdivenlere doğru bakmışsa
, hiç şansı kalmadı demektir.

        Bazı düğünlerde iğne atsan yere düşmezdi. Çok kalabalık olurdu Mesela ,Sıhhıye
Ahmet YILMAZ amcam gibi çok sevilen insanların çocukları evleniyor ise masa sandalye kifayet etmezdi. Bu arada Yaşar YILMAZ kardeşimizin düğününün çok kalabalık ve güzel olduğunu da ima etmiş oldum. Kardeşlerime yakışır. Allah mesut, mutlu ve bahtiyar etsin.
        Düğün sahibi tedirgin bir ifadeyle sağa sola bakıyorsa ,SEYDALİ amcamız akardiyonun çantasına doldurulan paraların başına bir şey gelmesin diye gözü hep ATO daysa, çocuklar arasında balon ve süsleri
koparma kargaşası yaşanıyorsa, saygın birkaç aile giyinmeye başlamışsa, düğünün sonu geldi demektir.

        Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine (böylemi derlerdi)

Sevgi ve saygılarımla

Oktay YAVLAL