SARIKAMIŞ’IMIN GÜZEL İNSANLARINA HİTABEN (yani delilerine)
Bugün
sizleri hayatın değişik bir dünyasında gezdireceğim.
“Aklını ve şuurunu kaybetmiş, akıl ve şuur dengesi bozulmuş kimseye,
mecnun,
meczup, divane ve deli” deriz. Allah hiçbir kimseyi mecnun,meczup, deli
divane
yapmasın. Yüce Yaradanımız, bizlere vermiş olduğu aklın ve şuurun
kıymetini
bilmemizi ve kensine de şükretmemizi hatırlatmak için gözümüze
sokar gibi
çevremizde delileri ibreti alem için yaratmıştır.
İnsanlar bu delileri gördükçe ibret alıyorlar
mı?
Sanmıyorum.
Acaba kaçımız onlarla kendimizi kıyaslayarak Allah'a şükür
ediyoruz.
İlçemizde
benim dönemimde bildiğim ve hatırladığım belli başlı deliler vardı.Yanlış
hatırlamıyorsam mezarlık tarafında deli Sürmeli,Alisofu köyünden Deli
Ceppo ve
hepimizin çok iyi tanıdığı deli dirgen Turgut vardı. Uzun yıllardır
Sarıkamış’ımda
bulunmadığımdan şimdi hangi deliler var bilmiyorum. Çocukluğumuzdaki
Deli SÜRMELİ’yi
( elinde Pazar çantası içinde kedisi çarşıda dolaşırken veya halk eğitim
merkezinin karşısındaki
Kaçanın Kahvesinde bitlerini ayıklarken hatırlarım hatta masanın
üzerinde bitleri yarıştırdığını
bile duymuştum şahsen görmemiştim,ama ilçemizin en gaddar görünümlü
ve ürkütücü deli
tipi Sürmeli de vardı. Kafasındaki balta izi gibi bir iz vardı o Sürmeli
ye daha bir korkunçluk
havası veriyordu.Alisofulu Ceppoya gelince onu da genelde eski askeri
elbiseler içerisinde
ayağında askeri botlar,ağzından tükürüklerin aşağıya doğru
aktığını ve her fırsatta bir şeyler
yediğini,hatta koşarken yan yan koştuğunu hatırlarım bence içlerinde
en zararsızı da buydu.
Çocukluğumda Dirgen Turgut’u ilk gördüğümde çok şaşırmıştım
kafasında şapkası, belinde
radyosu asılı, elinde çeşitli tarım aletleri mesela dirgenle dolaşırken
görmüştüm bana o
zamanlar Almanya dan gelen gurbetçi hemşerim havasını vermişti ben nerden
bileyim
ilerleyen zamanlarda namlı şanlı delilerimizden olacağını,Şimdi
kimlerin hayta olup
olmadığını tam olarak bilmemekteyim ama arkadaşların çekmiş olduğu
fotoğraflarda deli
Turgut u gördüm sanırsam halen yaşıyor,
Çocukluğumuzda
çok korkardık delilerden. Bu yüzden sinemaya gittiğimizde, çarşıya
çıktığımızda sağımıza solumuza dikkatle bakar, onları uzaktan
izlerdik. Kaçma mesafesine
geldikten sonra iki elimizi ağzımıza getirir “Deli SÜRMELİ”
“Deli TURGUT” “Deli CEPPO”
diye bağırır, kızdırırdık o garibanları. Onlar kızdıkça
bizler de çok zevk alırdık. Bizlerle
beraber aklı başındaki kişilerde bu insanlarla eğlenirlerdi. Aslında
doğru bir davranış
değildi. Hiç bir kimse de bizi uyarmazdı, yaptığımız hareketten
dolayı. Belki de büyüklerimiz
uyardılar bizleri, ama onları hiç dinlemedik.
Okul
dönüşünde veya gezmemiz esnasında rast geldiğimiz delinin yanından
tıpış tıpış
geçerken göz göze gelirdik. Deliler bizi iri gözleriyle dikkatlice takip
ederdi. Ne biz de
ne de onda çıt yoktu. Ona taş atma mesafesine geçer geçmez “DELİ
! DELİ!” diye
bağırmaya başlardık. O da hemen harekete geçer, yerden taşları alır,
kuvvetlice atar,
küfürle karışık bir sesle bizleri kovalardı.
Bizlerse katıla katıla güler önünde çil
yavrusu gibi bir o yana bir bu yana kaçardık. Her okul veya gezimiz esnasında
onlara
rastladığımızda günümüz eğlenerek geçerdi.Onları göremediğimiz günleri
ise üzülürdük.
Yine yıllar önceki gibi ”DELİ!” sesini duyduklarında yine sinirli ve kızgınlarmı?
Elindeki
taşı sesin sahibine vurmak için sabırsızlıkla kenarda
bekliyorlarmı?
Sırf
çocukluğumuzu yaşamak için Onları rahatsız etmiştik. Bu doğru bir
hareket değildi.
Bunun bilincinde değildim. Ama hislerimize de hakim olamamıştık..........
Keşke çocukluk günlerimde bizlere savurduğu taşlardan birini başıma
vursaydı da
günler sonra aynı hatayı yapmasaydım.
Bu yüzden tüm “Delilerden” özür diliyorum.
Çünkü
ayrı bir dünyada yaşayan delilerimizi rahat bırakalım, onları sadece güleceğiz
diye zevklerimize ve eğlencelerimize alet etmeyelim. Sözü delilerle ilgili
bir fıkra ile noktalayalım.
Adamın
lastiği tam tımarhanenin önünde patlamış. Ancak kaldırıma yanaşabilmiş.
Sonra işlem malum... Kriko, stepne, bijon anahtarı derken bir de
bunların yanına
talihsizlik eklenince, soktuğu 4 adet bijon yuvarlanıp yağmur mangalına düşer.
Mazgal
açılır gibi değil, bijonlar görünür gibi değil.
Talihsiz sürücü bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içerinde
kaderiyle
baş başa kaldırıma çöker.
Olayı
en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir
deli
“Çaresiz adam” ın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra
seslenir:
-Heyy salaaak ! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
-Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
-Düşürdüğün şeye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane.Sok hepsi 3
bijonlu olsun
Adam lastiklere bir bakar bir de deliye ve sanki aklına bir fikir gelmiş
gibi işe girişir.
Her şeyi tamamlayıp bağaj kapağını kapatan sürücünün aklı deliye
takılır.
Arabasına binmeden evvel ona seslenir:
-Yahu birader! Bu kadar zekan varken seni o tımarhaneye neden tıkdılar.
-Biz burada delilikten yatıyoruz, salaklıktan değil.
İlçemizin tüm delilerine selam ve
sevgilerimle.
Bu yazıda onları ve sizleri üzdüm isem tekrar hepsinden özür diliyorum!....