KIŞI AYRI GÜZEL, BAHARI AYRI GÜZEL
Sarıkamış’a olan aşkımızı sadece Sarıkamış’ı yaşayan bilir.
Ruhumuza , kalbimize,beynimize bir
nakış gibi işlenmiş olan ,dağların ,devasa çam ağaçlarıyla
süslü ormanların ardına saklanmış bir masal şehri .
Dünya da sadece iki yere bahşedilen kristal karı ve doksan bin şehidi.
Zorlu hayat mücadelesi verdiğimiz yaşamımızda geçmişimize özlem
duyarız. Yaşanan yıllar
o zaman belki bir çoğumuza çok şey ifade etmezken şimdi ,sobanın üzerinde
demlenen çayın
yanında lavaş ekmeğiyle yediğimiz peynirin tadı hala damağımızda değil
mi?
Bahar ayı olmasına rağmen insanı üşüten gecelerinde güllerle
bezenmiş mis kokulu bahçemizde
oturup gökyüzünü süsleyen yüzlerce yıldızı seyrederken kurduğumuz
hayallerimizi şimdi
tebessümle hatırlarım.
Pikniğe gittiğimizde o rengarenk çiçeklerin
yaydığı muhteşem kokular ,buz gibi akan suyun
ışıltısı,çam ağaçlarının dua edercesine maviliğe uzanan dalları,öten
böcekler,şakıyan kuşlar,
ruhlarda yaşanan huzur,annemin ,teyzelerimin yardımıyla tanımaya çalıştığım
bin derde deva kuzu kulağı,yemlik,kımı,evelik
vs…
Bunları unutmak mümkün mü?
Baharı ayrı güzel ,kışı ayrı güzel Sarıkamış’ım
Ya insanları…
Komşulukların en güzeli yaşanırdı. Hüzünler, mutluluklar
birlikte yaşanır ,azıklar paylaşılırdı.
Ben Sarıkamış’a gittiğimde İstanbul ‘da yaşamanın verdiği alışkanlıkla
kapıyı kilitler ,kapı çalınınca
kim o demeden açmazdım.
Bir süre sonra Sarıkamış’ta gündüz
vakti kapıların kilitlenmediğini, komşuların her daim birbirine
davetsiz gidip geldiklerini ,insanların birbirlerine ne kadar güvendiklerini
öğrendim.Hayat burada,
yaşadığım şehirden çok farklıydı.Belki alıştığım şartlar yoktu
ama her şeye rağmen çok güzeldi.
Kış şartları zordu. Hele karda yürümek
benim için ayrı bir zordu. Okula giderken kirpiklerimin
donduğunu hatırlıyorum.
Karda yürürken karın çıkardığı
ses, kimse görmeden bahçemizde ellerimi açarak sırt üstü kendimi
karların üzerine bırakmam, dışarıda lapa lapa kar yağarken ,yanan sobanın
verdiği sıcaklık ve
fırında pişen kestane tadında patatesin yerini ne doldurabilir?
Nerdeyse doksan yaşına merdiven dayamış dedemin annesi yaşar
nenemizden savaş yıllarına
ait dinlediğimiz anıları, müthiş hafızasına sığdırdığı o an ki
ruh halimize uygun onlarca manileri.
İşte belki de o döneme ait büyük pişmanlığım.
Neden o muhteşem manileri bir yerlere not
etmedim? Artık çok geç,manilerde nenemle toprak oldu.
Sarıkamış’a dair en çok özlediğim şeylerden biri de öğleden
sonra okuldan eve döndüğümüzde
acaba şimdi hangi sürprizle karşılaşacağımız düşüncesi.
Çünkü, anneannemin bize özel hazırladığı
velibağ,kete,mantı hıngel ,börek çeşitleri,Ayşe teyzemin
hazırladığı pastalar midemize ve ruhumuza ilaç gibi gelirdi.
Bir ziyafete dönüşen sabah kahvaltılarımızı
hatırlıyorum da . Belki şimdi sofralar daha zengin
ama o zaman yediğimiz bal,
kaymak,pekmez,tereyağı, çeçil peyniri,taze hatta kümesten alınmış
sıcacık yumurtaların tadı bir
başkaydı.
Yumurta diyince aklıma o dönem anneannemin tavuklarıyla yaşadığım
bir anım geldi. Aslında
bu anımı Sarıkamış lisesi sitesinde dostlarımla paylaşmıştım
ama sizinle de paylaşmak istedim.
Her sabah taze yumurta yemek güzeldi
ama anneannemin sayısı onu geçmeyen tavuklarıyla hiç
karşılaşmamıştım. Tavukların bakımı evin büyüklerine aitti.Bir gün
anneannemin işi çıkınca ve
diğer ev halkının da işi olunca akşam tavukları kümese koymak
bana kaldı.Ben endişelendim,
hava oldukça kararmıştı.Anneanneme “ben senin tavuklarını tanımıyorum
,ya komşuların
tavukları da karışırsa’ diye itiraz edince Anneannem bilmiş bir tavırla
bana ‘sen gel bili bili de
kümese doğru yürü onlar arkandan gelir’ dedi.Aklıma pek
yatmadıysa da el mahkum ,
itiraz hakkımı kullanamadım.Evimizin arka tarafında ki kümesimize doğru
yürürken bir çok
tavuğun içine daldım,’gel bili bili diyerek bizim kümese doğru yürümeye
başladım.Arkama
baktığımda tavukların geldiğini görünce rahatladım.Sayarak kümese
koydum.Aman ne büyük
başarı demeyin arkadaşlar.Bu olay benim her gün yaptığım bir iş
değildi ki.
Her neyse sabah okula gittiğimizde ananem
tavukları kümesten çıkarmak için gidiyor.
Bir de ne görsün tavuklardan birinin kafası kapıya sıkışmış.Yani
sizlere ömür. Ben nerden
bile bilirdim tavuklardan birinin firar edeceğini? Zaten karanlık çökmüştü
görmem imkansızdı.
Üzücü olan ölen tavuğun anneannemin en çok yumurta veren tavuğu
olmasıydı.
Allah’tan biz okuldan gelene kadar
anneannem sakinleşmişti. Şu an seksen küsur yaşında
olmasına rağmen bu olayı hiç unutmayan anneannemle bu güzel günleri yad
edip güleriz.
Bu olay aramızda uzun süre BİLİ BİLİ
espirisi olarak anıldı.
Sarıkamış’ın karlı bir kış ayında ya da bir bahar ayında sevgili hemşerilerimle buluşmak dileğiyle…
Selam ve sevgiler
GONCA