BENİM ÜLKEM

Sevdalar şiir oldu, kimisi destanlaştı,
Ne türküler yakılıp, dilden dile dolaştı.
Mukaddestir bu vatan, değil mi sırra mazhar,
Bağrında türbe olmuş, erenler evliyalar.
Adını bağışlamış ordumuza ol Nebi,
Barışta güvercin ya, savaşta kartal gibi.
Segâhı minareden, ta fezaya yükselsin,
İlelebet ezanlar, bayrakla gönderdesin.
Gönlümün efkârına, kalemim şahit olsun,
Zaman mekân bendedir, seni Mevlâ korusun.
         
Geçerken Zigana’dan, selametle bir fasıl,
          
Merak buyurmayasın, sorma hiç cennet nasıl.
           
Dalgalar kayalarla sarmaş dolaş olurken,
           
Trabzon’da mola verdik, bir sabah gün doğarken.
           
Kemençenin tınısı, horonla birleşsin gör,
           
Yazık bu manzaradan, uzak kalan gözler kör.
           
‘Ben de burdayım diyor’ Samsun tüm heybetiyle,
           
Lav fışkırdı volkandan, mazinin külleriyle.
           
Düşünür nüktelerle, fıkra ile konuşur,
           
Denizin sevdiceği gün batımı kavuşur.
Seyrederken gurubu, doğrulduk Marmara’ya
Bolu’dan salınarak, yüz sürdük Sakarya’ya.
 
Yoktur eşin benzerin, dünyanın gözü sende,
İstanbul ah İstanbul, alemlerin dilinde.
Nedir sendeki tılsım, aşığı söyletirsin,
Çamlıca, şairlerin sen ilham perisisin.
Davul, zurna, cazgırla emsalsizdir Kırkpınar,
Türk’ün gerçek gücünü göstersin pehlivanlar.
Ateşten gömlek idi, bir tarih Çanakkale,
Kazanılan bu zafer, sığmaz akla hayale.
           
Marmara’ya doyulmaz, ver elini Ege’ye,
           
Kütahya’dan girelim nazar edip bölgeye.
           
Selam verdik İzmir’in toprağına taşına,
           
Efsane Dumlupınar, bak Türk’ün savaşına.
           
Zeybekleri ahenkle, oynar ağır edayla,
           
Mızrabın büyüsüyle, yayılsın hoş sedayla.
           
Afyon’un kaymağını unutur muyuz dostlar,
           
Mesir şenliklerinde, kültürel zenginlik var.
           
Kim ayrılmak isterki, güllerin diyarından,
           
Seyr-ü sefer eyledik, göllerin kenarından.
Yollara yorgun düşüp, sığındık limanına,
Bu sahiller dermandır, muzdaribin ahına.
Dünyaya nam salmıştır, narenciye ve muzu,
Mehtabın kollarında seyreyle yakamozu.
Yükseldikçe Toroslar, enginlerden bihaber,
Kanar ol kaynağından, ne dert kalır ne keder.
Sahil boyu giderken, el salladık Kıbrıs’a,
Denizi yol eyleriz, gönlümüzde Magosa.
Cihanşumul markadır, Maraş’ın dondurması,
Hatay’dan start alır, kara sınır noktası.
           
Az uz demedik illa, yürüdük dere tepe,
           
Onca yollar çiğnedik, vasıl olduk Antep’e.
           
Urfa’yı menzil ettik, vakit sıra gecesi,
           
İkramı muteberdir, sunulsun çiğ köftesi.
           
Ne yardan ne de serden, geçilmez bu diyardan,
           
Rahmet olmuş çağlamış, ırmaklar iki koldan.
           
Mesafeler duraksız, geçer iken Nemrut’tan,
           
‘Vadi Leman’ derler ya, burası Adıyaman.
           
Ayaklanınca rüzgar, ensende alev gezer,
           
Raman petrole gebe, kuyularda ümitler.
Konya’da Mevlana’nın nuruyla feyizlendik,
Sevgi tohumlarının dalında filizlendik.
Kapadokya’yı gör ki, bir çağ hala yaşıyor,
Kıt’alar sökün edip, tarihle tanışıyor.
Zor yılların çilekeş, gecesiz karargahı,
Katran karası günler, doğursun son sabahı.
Minnettarız Ata’ya, makberi Anıttepe,
Bütün ihtişamıyla, Karşında Kocatepe.
Karlar zirvede tutsak, dört mevsim Erciyes’in,
Bağlama dile gelsin, Veysel çalsın söylesin.
           
Gökkubbeye inatla, yarışır Ağrı Dağı,
           
Seyri esrarlı kaldı, doruklardan aşağı.
           
Palandöken’de bulun, kayağın mevsiminde,
           
Huşu ile secde et, çifte minaresinde.
           
Güneş hergün selamlar, yurdun en doğusundan,
           
Her yeni gün beklenir, gecenin arkasından.
           
Göz kaybolur düzünde, Muş’un ve Erzincan’ın,
           
Delice akan Aras, nedir senin muradın.
           
Dağların uzatıyor, sılaya giden yolu,
           
Anadolu benimsin, ben de bir Anadolu.
Yollar uzayan yollar, sonun yok mudur senin,
Acep ne gün sökecek, şafağı bu gecenin.
Rabbin mucizesidir, mahlukat ve her zerre,
İki cihan serveri, tabiyiz Peygamber’e.
Hasretin kurşun yükü, fikri serimi yorar,
Sineme çöker amma, hicran yarası kanar.
Sığmaz söze satıra, söylenecek çok şey var,
Numunedir sunulan, benden artık bu kadar.
‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ yoktur kimseye öfkem,
Metin tozuna kurban, işte bu benim ülkem.  

                                               Metin DEMİRCİ
                                               
Gebze