GURBET

Ne dilim, ne de kalemim
Sen’in güzelliğini övemez.
Belki senin güzelliğindir ki
benim dilimi de, kalemimi de
güzelleştirir “Ey Can”!

Gözlerimin seyrine
sınırsız umman düştü.
Güzel demek yetişir mi?
Anlatmaya bir güzeli!
Hırâ’dan âleme inen nûr.
Cebrâil’in kucağından,
“Oku!Yaradan Rabbinin adıyla”
nidasında ser veren rahmetin incisi.
Amine’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi.
Sözler gönülden çıkar,
candan çıkar
Sen’inle gitmiş gönlüm yeri boş kalmış

“Ey can”!
Faran dağı yetim.
Rüzgârı öksüz kalmış.
Yetimler yetimi sen miydin?
Yoksa ben mi!
Yoksa bu âlem mi?
Sensizlik ufkunda yetimlik bana düştü.
Sular susuz kaldı,
göklere virân düştü.
Güllere şebnem düşmüyor
gözler uykusuz kaldı.  

“Ey sevgili”,
doğar mısın, bir gün gönlüme.
Ben de söylesem
“tele âl bedrü’yu”
Medine semâlarına yayılsa sesim
feryadıma koşsa
ankebutlar, güvercinler.
Sevincimi paylaşsam
parmağınla şak eden
Bedr-i Münirle.
Ne şerefti işaretinin
böldüğü nûr.
En yakın dost sendin,
en fedakar arkadaş.
Ümmetinin takdir edici yoldaşıydın.
Bir gün “Kardeşlerim” dedin ,
“Beni görmeden bana gelen, beni seven kardeşlerim,
bilemiyorum ki onlar mı bana daha yakın, yoksa siz mi?
Sahabelerini heyecanlandırarak .
Civanmert kardeş olsaydım sana.
Sensizlik üzerime bir çığ gibi düştü.

 
Ah! gönülden çıkarmış
sesler, nidâlar
giden gönlümün sesini
duyar mısın “Ey can”!  

Bana yakınsın, bana çok yakın
beni de yakınlığına alır mısın “ey can”!
Uzaktayım, gurbetlerdeyim
karanlığın koynun da
nurunu arar oldum.
Nûr’undan bir lem’acık
bana da sunar mısın “ey can”!
Sensiz nurumda kara
ömrüme fizan düştü.
Gelsen de leyli’me,
Leylâ ye mecnûn ,
Mecnûnlara leyle-i kâdrin düştü.
Kevser-i Kur’an dan asır peteklerine
İman balını dokuyan.
Sen ümmîydin,
öyle bir ümmî ki
Rabbin seninle rahmetini yazdı
onsekizbin âlem beyn’in de.
Bir Lailaheillallah yazdın ki
parçalandı putlar,
paramparça müşrikler.
Yaprak, yaprak son okunan sen oldun
ümmîlik bana düştü.
Bilirim senin şefkat elin
hep üzerimizde.
Sen gittin dedim ya,
Sen gitmedin, 14 âsır
giden ben oldum “ey can”!
Bir adım, bir adımcık
varsam sana.
Buradasın sen burada
bense uzakta.
Ellerin üzerimde.
Ellerinden elime sevgili, biât düştü.
Ne olur, yakın elinle al beni
uzak beni, al yakınlığına.
Kurb’et sana, sensizlik bana gurbet düştü.
Hasret kaldım,
Yetimim “ey can”!

Hani Rabbinin vâdini bildirirken,
yetimlerin başının okşanmasından
haber verdin ya,
o yetim benim
işte o yetim!
“Ey can” anadan öksüz, babadan ayrılan
yetim olurmuş da
ben kolumdan, kanadımdan,
canımdan ayrıyım,
ben yetim değil miyim?
Ben yetimler yetimiyim.
Senden, özümden uzak
elimden ayağımdan uzak,
gönlümden, ruhumdan uzak
yetim oldum ben
senden uzak “ey can”!

Yusuf’un kuyusundayım.
Rahmet’in sesi sensin, kölelik bana düştü,
Bezirgân’ın elinden “Ben’i” satın alır mısın “ey can”?

Yunus gibi balığın karnındayım

sahil-i selâmete çıkarır mısın

şecere-i yaktîn’im ol,

damla, damla yüreğime ak “ey can”!

Yaralarımdan akan cerihalarıma

yılanlar düştü.

Eyyûb’u  tazeliğine ulaştıran

Ab-ı hayatım olur musun?

 

Gül bahçelerinden geçer miydi yolun?

Sevginle güller güldü.

 

Gül bahçelerine bugün

kıvılcım, şivân düştü.

İbrâhim’in yakmayan

gül bahçesi sensin,

gönüllere şifa sunan

on iki gözeli

Musa’nın asası sen.

Susuzum, çöldeyim.

Râbbin seni bulutla

gölgelendirmişti bilirsin.

Benim de bulutum

Sen olur musun “ey can”!

Anaların feryatlarına

uzattın şefkat elini,

çektin yavrularını

kızgın kumlardan çıkardın.

Bugün ben kendimi

gömüyorum sefahat’in kumuna

bugün benim kumum çölün kumundan

sıcak,

âlevim İbrâhim’in âlevinden

eşedd.

İnsaniyetim küçüldü, Nemrut kadar.

Nemrut’un mancınığında

ateşe akmaktayım.

Devirlerden bir devirde analar;

sızlanırdı yavrularına..

Bugün analar yanmakta,

medar-ı fahr olan hürmet ve hâmiyet

inhisâr altına alınmakta,

yalın kılınç

bıçaklı bacaklar

Cehenneme odun hazırlamakta.

Şefkat’in kahramanlığı

bugün yanlış algılanmakta.

Zaman testeresi bugün

Zekeriya’yı biçmekte.

Zekeriya bugün daha çok acı çekmekte.

Zekeriya’nın dûasına âmin ol “ey can”!

 

“Bilmiyorlar” demiştin” bilmiyorlar” Cebrâil’e.

Evet bilmiyoruz,

Ya Resûl!

Bilemiyoruz,

Zârımız nizâr’ımız olsun.

Eğer bilseydik

özümüz sensin.

Eğer bilseydik dalımız, budağımız,gülümüz

Sensin.

Eğer bilseydik sensizlik

gurbet,

ne işimiz vardı bizim gurbette.

 

Gönlümden gönlüne bir hicret düştü.

Muhacirlik bana, ensârlık sana düştü.

 

Gözümün nur’u

gözüm ol.

Kalbimin sürûru

gönlüm ol,

ben ayrıldım ruhumdan

ne olur, ruhum ol.

İstemeyi bile bilemedim,

arzum, dilim ol.

Rabbime açtığım elim ol ki;

Âlemlere râhmet

nesiminden nefesim ol.

 

Ey can!

Bilir misin, seninle gönlüme

bir ân düştü.

   

Bugün vuslât’a erdim ben.

Kalemimin mürekkebi

nurlandı seninle

ve lisanım oldu,

arzu halimi dile getirdi.

Sevgili hecelerken adını,

Râhmet yağmurlarından

bir damla katren düştü.

Senin için bu kadarcık

serzeniş dahi bir vuslatmış.

Ne olur ey can, ne olur
vuslat’ım ol.